İsmail'ini KURBAN ET!
8/11/2009
İsmail'ini KURBAN ET!
Ey Nefsim,
Gel, sen de kurban et beklentilerini, dünyevi taleplerini ve Canan'a götürmeyen, O'nu hatırlatmayan her şeyi.Hazreti İbrahim vazife mesuliyetini babalık şefkatine tercih etti; sen de dava düşünceni bütün beklentilerinin önüne geçir; arzularını mefkurene kurban ver; yoksa fedakarlıktan, O'nun yoluna kurban olmaktan bahis açma lütfen.
İsmail'ini Kurban Et!..
"Gözünün nurunu Allah'a kurban et!..."
Bu emrin muhatabı, şefkatli bir peygamber ve merhametli bir baba olan Hazret-i İbrahim Aleyhisselam'dı.Gördüğü bir rüyada, senelerce önce, oğlu olursa onu Hakk’a kurban edeceğine dair söz verdiği hatırlatılıyor ve bu vaadini yerine getirmesi isteniyordu.
"İbrahim" Nebi, isminin menşei olarak rivayet edilen "eburrahim" terkibinden de anlaşılacağı üzere, "çok merhametli, müşfik, yufka yürekli bir baba"ydı.Kalbi öylesine rakik idi ki, Cenab-ı Hakk onu vasfederken, "İbrahim, gerçekten çok içli, duygulu, müsamahalı, yumuşak kalpli ve kendini Allah'a adamış bir kimse idi." buyuruyordu.Hep ah ü enin eden, çok gözyaşı döken, merhameti engin, sevgisi ve şefkati sonsuz resule, "İsmail'ini kurban et!.." deniliyordu.
Koca bir yüzyılı sıkıntılarla geçirmiş, tevhidin müezzinliğini yapıp şirk sütunlarını bir bir devirmiş; kendisinden sonra insanlara yol gösterecek hayırlı bir varis, göz aydınlığı olacak salih bir çocuk istemiş; beklemiş...beklemiş...artık yaşlanmış, saçı sakalı ağarmış ve nihayet hayatının semeresini, insanlık ağacının "asıl meyve"sine dayelik edecek mübarek tohumu bulmuş bir baba ile yeni açmış tomurcuk bir oğul...
Öyle bir oğul ki; babası onun gelişini yüzyıl beklemiş, o ise babasının hiç beklemediği bir anda gelmiş; gelmiş ve İbrahim'in can delikanlısı, hayatının neşesi, aşk, umut ve zevk aşısı kutlu bir fidan oluvermiş.
"İbrahim!Bıçağı oğlunun boğazına daya ve onu kendi ellerinle kurban et!"
İşte Allah'ın Halil'i bu mesajın şokuyla belki hayatında ilk defa korkmuş, ürpermiş..Hangisini seçersin ey İbrahim?
Esareti mi, kurtuluşu mu?Hevesi mi , bilinci mi?Bağlılığı mı, mesajı m?Babalığı mı, peygamberliği mi?Babalık şefkatini mi, nebilik ciddiyetini mi?İsmail'i mi, Rabbini mi?
Seç Ey İbrahim!...
Biricik gönül meyveni, ciğer pareni, ilgi, merak ve zevklerinin odağı yaşama bahaneni, -dünya cihetiyle- seni hayata bağlayan ve bu diyarda tutan her şeyi..oğlunu, hayır, doğrusu İsmail'ini:Kurbanlık bir koyun gibi tut, yere yatır..ve kes şah damarını..
Yürek yakan bir hal, göz yaşartan bir sahne..Babada rüyayı anlatacak derman kalmamış.Ruhunun inleyişini terennüm edecek solukları dahi tükenmiş."Ben seni kurban etmekle emir olundum" demenin hayal, bile onu titretmekte.Durumu anlatmak için defalarca niyetlenir, "İsmail" der, durur; biraz bekler, tekrar cesaretlenir, bir kere daha yavrusuna hitap eder, yine gerisini getiremez.Ama sonunda kalbini Allah'a ısmarlar, canını dişine takar ve hızla söyler:
"Evladım, rüyamda seni kurban etmek üzere olduğumu, boğazlamaya giriştiğimi gördüm, sen ne dersin bu işe!?"
İsmail durumu anlar.Babasının rikkatli yüzüne sevgiyle bakar, yufka yüreğine canı yanar, teselli eder onu: "babacığım! Hiç düşünüp çekinme, Hak’ın buyruğunu yerine getirmekte tereddüde düşme.Teslim ol Rabbine, sana Allah tarafından ne emrediliyorsa onu yap.İnşallah benim de sabırlı, dayanıklı biri olduğumu göreceksin!" der.
Canını Allah yolunda vermek üzere boynunu uzatabilen bir yiğit...
İtaatteki inceliği kavrayan ve Canan uğruna kurban olmayı temsil eden Tevhid delikanlısı..İsmail.
Hakkı kabullenme noktasında öyle yumuşak ve öyle uslu duruyor ki, sanki 12 yaşında bir genç değil, "pek sabırlı bir kurban"
Kalbi rikkat ve şefkatle çarpan Halil, önce aşkın ruha kazandırdığı gücü kullanarak kendi içinde kendini öldürür, kendi can damarını keser.İçi kendi benliğinden boşalınca, gönlü bütünüyle Allah ile dolar.O artık sadece "Hu" ile soluk alan bir canlı haline gelir.
İşte her ikisi de Yaratan'ın emrine teslim..İbrahim oğlunu şakağı üzere yere yatırır; çabuk ve rahat kessin de cancağızına çok acı çektirmesin diye önce elindeki bıçağı biler, onu taşa çalar..tamam, taş dahi iki parça...
Ama hayret, taşı parçalayan bıçak, pek narin bir boğaza işlemiyor..
Bu bıçak kesmiyor...
Ve bir koyun, bir de mesaj:
"Ey İbrahim!Sen rüyana sadık kalıp onun gereğini yerine getirdin, vazifeni eda ettin; Allah da İsmail'in yerine kurban edesin diye bu koyunu gönderdi.İşte böyle ödüllendiririz Biz iyilerin, ihsan ehlini!"
Evet Allah hiçbir zaman İsmail’in kanını murat buyurmadı; O''nun kurbana asla ihtiyacı olmadı. Kesilen kurbanlıklardan maksat onların eti ve kanı da değildi.Her yerde ve her zaman söz konusu olan insanların maddi-manevi ihtiyacı idi.Rahman u Rahim İbrahim'i "İsmail'in kurban etme doruğu"na çıkardı; ama İsmail'i kurban ettirmeden zirveyi fethettirdi.İbrahim'in torunlarından da et ve kan değil, niyetlerinde takva istedi.Şimdi sen, Ey bu devrin İbrahim'i ..Bugün de sen "kurban" emrine muhatapsın.
Senin İsmail'in kim veya ne?
Makamın mı, şerefin mi, konumun mu, kariyerin mi, yavuklun mu?Paran, evin , bahçen, bilgin, mesleğin, gençliğin ya da güzelliğin mi?Yoksa nefsin,benliğin mi?
Söyledim ya sana; İbrahim için İsmail yalnızca bir babanın oğlu demek değildi:
Izdırapla geçen bir ömrün mürüvveti, acılarla dolu bir asrın mükafatı, çileli bir hayatın meyvesi , yaşlı bir babanın sevinç vesilesi, yüzyıllar sonra gelecek Medine Gülü'nün tomurcuğu, bir peygamberin nübüvvetle şereflendirilecek güzide mahdumuydu.İbrahim'in İsmail'i oğluydu; o oğlunu kurban etti.
Senin İsmail'in belki "kendin", belki "ailen" mesleğin, servetin, onurun..İsmail namındaki sevgin, canın, aşın, maaşın..
Seni faziletli, saygın ve hürmet edilen biri yapacağına inandığın, onu elde etmek ya da yitirmemek için bütün iyilik ve güzelliklerden geçmeyi dahi göze aldığın gönlünün yongası..İşte senin İsmail'in.O bir şahıs da olabilir, bir mal da..bir konum, bir durum hatta bir "zayıf nokta" da.
Bırak tereddüt, tevil ve yorumlarla oyalanmayı.Sorumluluktan kaçış yeter, kendini mesul tut.Nefsini, öz canını kurban etmeye ruhunu hazırla ki, bütün İsmailler kurtulsun.İsmailler yerine "ben"i kes.
Ey Nefsim,
Gel, sen de kurban et beklentilerini, dünyevi taleplerini ve Canan'a götürmeyen, O'nu hatırlatmayan her şeyi.Hazreti İbrahim vazife mesuliyetini babalık şefkatine tercih etti; sen de dava düşünceni bütün beklentilerinin önüne geçir; arzularını mefkurene kurban ver; yoksa fedakarlıktan, O'nun yoluna kurban olmaktan bahis açma lütfen.
(Yazarını bulamadım)
İsmailim Hak yoluna canımı kurban eyleremÇünkü bu can kurban imiş koçu kurbanıneylerem"
Hz.Yunus Emre
Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Muhteşem bir fırsat: Zilhicce'nin on günü
8/11/2009

Cemil TOKPINAR'ın yazısı
MORAL DÜNYASI DERGİSİ
Muhteşem Bir Fırsat: Zilhicce’nin On Günü
18.Kasım.2009 / 1 Zilhicce 1430
9 ZİLHİCCE 1430 26 KASIM-2009 PERŞEMBE AREFE
10 ZİLHİCCE 1430 27 KASIM-2009 CUMA……. KURBAN BAYRAMI (1.Gun)
–Oruç ayı Ramazan’ın ayrılığının hüznünü yaşayan müminler Kurban Bayramı’ndan önceki Zilhicce’nin ilk on günü ile teselli bulurlar. “Keşke Ramazan biraz uzun olsaydı…” ya da “Ah, Ramazanı hakkıyla ihya edebilseydim…” diye yanan gönüllerimize muhteşem bir fırsattır bu on gece. Kur’an-ı Kerim’de “On geceye yemin olsun ki…” ifadeleriyle bahsedilen bu on gecenin ne muazzam bir hazine olduğunu ne yazık ki hakkıyla bilemiyoruz.
İlahiyatçı Yazar Cemil Tokpınar, Kur’anı Kerim’de Allah’ın (c.c) üzerine yemin ettiği on geceye dikkat çekerek, müminlerin bu geceleri değerlendirmesi gerektiğini belirtti. Tokpınar, genel kültür dergisi Moral Dünyası’nda bu gecelerin ehemmiyetini anlatarak, değerlendirmenin püf noktalarını gösterdi.
Yazar Cemil Tokpınar’ın Moral Dünyası dergisinde yer alan yazısı şöyle:
Ramazanın yarısından sonra başlayan ayrılık hüznü, Kadir Gecesi’nden sonra artar ve son teravih-son oruçla birlikte zirveye çıkar. Artık rahmet ve mağfiret ayı bitmekte, bire bin verilen geceler veda etmektedir. Maneviyata duyarlı nice mü’min gözyaşı döker, hatta bayramı buruk geçirir.
Şevval ayında tutulan altı oruç acılı yüreklerimizi bir derece teskin eder. Sanki Ramazan’ın küçük bir uzantısını yaşarız. Kurban Bayramı’ndan önceki Zilhicce’nin ilk on günü ise, Ramazandaki bol sevaplı ve çok feyizli ibadetlerden ayrılan mahzun gönüllerimize âdeta bir “teselli armağanı”dır. “Keşke Ramazan biraz uzun olsaydı…” ya da “Ah, Ramazanı hakkıyla ihya edebilseydim…” diye yanan gönüllerimize muhteşem bir fırsattır bu on gece.
Kur’an-ı Kerim’de Fecr Suresi’nin başında, “On geceye yemin olsun ki…” ifadeleriyle bahsedilen bu on gecenin ne muazzam bir hazine olduğunu ne yazık ki hakkıyla bilemiyoruz. Bazı kaynaklarda bu on gecenin Ramazan’ın son on günü veya Muharrem’in onuncu gününe (Aşure Gününe) kadar olan on gün olduğu kayıtlı olsa da genel görüş ve kabul, bu mübarek on günün Zilhicce ayının ilk on günü olduğudur. Bu seneki takvime göre bu on gün 29 KASIM-8 Aralık tarihleri arasıdır.
Zilhicce, umumi af ve bağışlanma ayıdır
Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır. İşte bu mübarek ayın yukarıda da ifade ettiğimiz birinden onuna kadar olan zaman dilimi “leyâli-i aşere”, yani on mübarek gecedir. Onuncu gün Kurban Bayramı’nın ilk günüdür.
İşte bu günlerin kıymetini anlatan Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) muhteşem müjdesi:
“Allah'a ibadet edilecek günler içinde Zilhicce'nin ilk on gününden daha sevimli günler yoktur. O günlerde tutulan her günün orucu bir senelik oruca, her gecesinde kılınan namazlar da Kadir Gecesine denktir.” (Tirmizi: Savm, 52; İbn Mace: Sıyam, 39)
Demek ki, bugünlerde tutulan bir oruç, 360 gün oruca bedeldir. Rabbimizin rahmet ve bereketi o kadar coşmaktadır ki, bir günlük oruca bir yıllık oruç sevabı vermektedir. Böyle güzel ve tatlı bir müjdeye ilgisiz kalmak mümkün mü? Bu gecelerin Kadir Gecesine benzetilmesi ise, ayrı bir güzelliktir. Çünkü, Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır ve 83 yıllık ibadete bedeldir.
Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin
Yine Efendimizden (s.a.v.) harika bir teşvik cümlesi:
“Allah indinde Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!” (Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257)
Tesbih, sübhanallah; tahmid, elhamdülillah; tehlil, lâilâheillâllah; tekbir ise Allahu ekber demektir. Tesbih, tahmid ve tekbirin namazın çekirdekleri hükmünde olduğunu düşünürsek, bugünlerde nafile namazları arttırmanın ne kadar büyük sevap olduğunu anlayabiliriz.
Yukarıdaki hadisi destekleyen şöyle bir rivayet daha vardır: “Günlerden hiçbiri yoktur ki onlarda yapılan bir iş Zilhicce’nin ilk on gününde yapılan işten daha faziletli ve yüce, Allah’a daha sevimli olsun…” (Tirmizi, Savm: 52; Darimî, Savm: 52)
İbni Abbas'ın şu rivayeti ise, bugünlerdeki ibadetin cihattan bile faziletli olduğunu gösteriyor:
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam şöyle buyurdu:
“Allah katında içinde bulunduğumuz şu günler (Zilhicce'nin ilk on günün)deki salih amelden daha sevimli (salih amelin bulunacağı) başka günler yoktur.”
Sahabeler, sordular:
“Ya Resulallah, Allah yolunda cihat da mı?”
Resulullah (s.a.v.) cevap verdi:
“Evet, Allah yolunda cihat da. Meğerki bir adam canıyla ve malıyla cihada çıkıp da kendisine ait mal ve candan hiçbir şeyi geri getiremez olursa, o başka.” (İbni Mâce, Sıyam: 39.İbni Hacer, 5:119)
Buna göre, cihada çıkıp malını feda edip kendisi de şehit olan kimsenin ameli bu on gündeki amelden daha faziletlidir.
Arefenin yeri başkadır
Bugünlerde oruç tutup, gündüzünü ve gecelerini de ibadetle geçirmek hem affa, hem de büyük sevaplar elde etmeye vesile olur.
Bu on gün içinde Arefe gününün yeri ise bambaşkadır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Arefe günü tutulan oruç hakkında şöyle buyurmaktadır:
“Arefe günü tutulan oruç, geçmiş bir senenin ve gelecek senenin günahlarına keffaret olur.” (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 457)
Hz. Ebu Bekir’in oğlu Abdurrahman, Arefe günü kardeşi Hz. Aişe’nin (r.a.) huzuruna girdi. Hz. Aişe oruçlu olduğu için hararetten dolayı üzerine su dökülüyordu. Abdurrahman ona:
“Orucunu boz” dedi. Hz. Aişe:
“Resulullahın (s.a.v.), ‘Arefe günü oruç tutmak, kendisinden önceki senenin günahlarına keffaret olur’ dediğini işittiğim halde iftar mı edeyim?” dedi. (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 458)
“Keffaret olur”, günahları örter, affettirir, demektir. Bizim gibi neredeyse bir günah denizinde yüzen ahir zaman Müslümanları için bundan daha büyük bir müjde olabilir mi? İşte af ve mağfiret fırsatı!
Başka bir rivayette ise Hz. Aişe şöyle demiştir:
“Arefe gününün orucu bin gün oruç tutmak gibidir.” (Tergîb ve Terhîb Trc, 2. 460)
Demek ki, bir günlük arefe orucu, üç yıllık normal günlerde tutulan oruç sevabına denktir.
Efendimiz, bugünün faziletini şöyle anlatır:
“Arefe günü gelince, Yüce Allah rahmetini saçar. Hiçbir gün o günde olduğu kadar insan cehennemden azat olunmaz. Kim Arefe günü gerek dünya ve gerekse âhiret ile ilgili olarak Allah’tan bir şey isterse, Allah onun dileğini karşılar.”
Yine konuyla ilgili bir hadis şöyledir:
“Arefe gününden daha faziletli bir gün yoktur. Allahü Teala o gün, yer ehli ile meleklere karşı övünür ve (Arafat’taki hacıları kast ederek) şöyle buyurur:
‘Kullarıma bir bakın. Saçları başları dağınık, toz toprak içinde her uzak ilden bana geldiler. Bu hâlleri ile onlar, rahmetimi ümit etmekteler, azabımdan dahi korkmaktalar. Şahit olunuz, onları bağışladım. Onların yerlerini cennet eyledim.’
Melekler derler ki:
‘Onların arasında biri var ki; yalancıktan bu işi yapar. Falan kadın da öyle.’
Allahü Teâla şöyle buyurur:
‘Onları da bağışladım.’

Arefe günü olduğu kadar, hiçbir gün cehennemden daha çok azat edilen olmaz.”
Bu arada şunu hatırlatalım: Hadislerde zikredilen Zilhicce'nin ilk on gününden maksat ilk dokuz günüdür. Çünkü Zilhicce'nin onuncu günü Kurban Bayramı’nın birinci günüdür, bugün oruçlu olmak caiz değildir; ancak o gün de ibadet günüdür. Müstehap olan oruç, Kurban Bayramı’ndan önceki ilk dokuz gündür. On geceye ise, Kurban Bayramı’nın gecesi dahildir. Çünkü geceler önce gelmektedir.
Ayrıca Zilhicce'nin sekizinci gününe “terviye günü” dokuzuncusuna “Arefe günü”; Kurban bayramı gününe (onuncu güne) “nahr=kurban günü”, ondan sonraki üç güne de “teşrik günleri” denilmiştir.
Farz namazlara ilaveten nafile ibadetler
Bu on günü hangi ibadetlerle değerlendirmeliyiz?
Her şeyden önce her zaman ve zeminde en vazgeçilmez ibadet olan beş vakit namazı asla ihmal etmemeliyiz. Çünkü, hiçbir nafile ibadet farzların yerini tutamaz. Namazlarda cemaate katılmak için gayret etmeli, daha bir dikkat ve huşu ile eda etmeliyiz. Mümkünse bugünlerde oruç tutup zamanımızı Kur’an, istiğfar, salavat, zikir ve dua ile geçirmeliyiz. Her zaman yapamayanlar bile hiç değilse bugünlerde kuşluk, evvabin, teheccüt gibi namazları kılmalı, affa nail olmak için çırpınmalıdır.
Hatta affa ve rızaya nail olmayı hedef kabul ederek, bu on günü sanki Ramazan’ın son on günüymüş gibi geçirmeliyiz. Buna güç yetiremeyenler, hiç değilse arefe gününü ve bir gün öncesini oruçla ve ibadetle geçirmelidirler. On gece içinde, bilhassa terviye, arefe ve bayram gecelerini ihya etmenin özel bir yeri vardır.
Arefe günü bin İhlâs Suresi okumak çok faziletlidir. Çünkü arefe, tevhidin, azamet ve kibriyanın tam hissedilip ilan edildiği gündür. Bunun için Arefe gününün sabah namazında başlayıp bayramın dördüncü gününün ikindi namazına kadar 23 vakit farzlardan sonra teşrik tekbirlerini getirmek vaciptir. Hatta bu tekbirleri on gün içinde müsait oldukça söylemek büyük sevaptır.
Bugünlerde milyonlarca mü’min haccetmek için mukaddes topraklara gitmiş, kimi Kâbe’yi tavaf ediyor, kimi ağlayarak dua ediyor, kimi Medine’de Ravza-yı Mutahhara’da gözyaşı döküyor, kimi zikir ve dua ile sa’y ediyor, kimi Makam-ı İbrahim’de gözyaşıyla namaz kılıyor, kimi Mültezem’de af için yalvarıyor… Hepsi kendileri ve mü’minler için af, mağfiret, rıza, tevfik ve hidayet istiyor. Arefe günü ise, hepsi Arafat’a gelmiş, “Lebbeyk, Allahümme Lebbeyk” sadalarıyla asumanı inletiyor, gözyaşıyla kıldıkları namaz ve ettikleri dua ile Rabbimizin rahmetine sığınıyor.
İşte kendimizi hayalen hacda hissetmek, onları izleyerek kendimizi onların içinde saymak yoluyla manevî bir hâl kazanabiliriz. İnşallah dua ve ibadetlerimizin hacıların yaptıkları ubudiyete dahil olmasını ümit ederek ibadet edelim.
Şunu da unutmayalım ki, hadislerde verilen müjdelere nail olmak için o günleri nicelik ve nitelik olarak en üst seviyede değerlendirmemiz gerekir. Böylece bambaşka bir halete bürünür, ibadetin hazzını yaşar, inşallah Kurban Bayramı’na affedilmiş olarak girebiliriz.
Spot1: “Allah indinde Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!” (Abd b. Humeyd, Müsned, 1/257)
Spot2: Kamerî ayların 12’ncisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından biri olan hac ibadetinin yerine getirildiği umumi af ve bağışlanma ayıdır. Bu mübarek ayın birinden onuna kadar olan zaman dilimi “leyâli-i aşere”, yani on mübarek gecedir. Onuncu gün Kurban Bayramı’nın ilk günüdür.
Spot3: Bu on günde beş vakit namazı asla ihmal etmemeliyiz. Namazlarda cemaate katılmak için gayret etmeli, daha bir dikkat ve huşu ile eda etmeliyiz. Mümkünse bugünlerde oruç tutup zamanımızı Kur’an, istiğfar, salavat, zikir ve dua ile geçirmeliyiz. Her zaman yapamayanlar bile hiç değilse bugünlerde kuşluk, evvabin, teheccüt gibi namazları kılmalı, affa nail olmak için çırpınmalıdır.
On Günlük İhyanın Püf Noktaları
- Birçok insan bugünlerin kıymetini bildiği halde günlük işlerin ve ilişkilerin içinde tam bir ihya programı yapamıyor. Ya unutuyor ya dünya işlerine zaman ayırıyor ya da tam istifade edemiyor. Bunun için şu basit, ama etkili tavsiyelere dikkat edin:
- Bu yılki miladî takvime göre,29 kasım--8 aralık arasına rastlayan Zilhicce’nin ilk on gününü ajandanıza veya her gün gördüğünüz bir yere not edin.
Bu on gün içinde sizi meşgul edecek misafirlik, yolculuk ve yorucu işlerden uzak durun. Bu tür programları ya öne alın veya erteleyin.
- Seçici olmadan maç, dizi, haber izlemek gibi boş ve sizi ilgilendirmeyen işlere zaman ayırmaktan her zaman kaçının; bu on günde ise daha bir titiz olun.
- Bugünlerde sağlığınıza özel bir önem verin ki, ibadet ve zikirden geri kalmayın. Ameliyat ve uzun tedavileri bugünlere denk getirmeyin.
-Eğer ev hanımı, emekli, yaşlı gibi mesaiye bağlı bir işiniz yoksa bu on günü sanki i’tikafa girmiş gibi dolu dolu geçirin.
- Öğrenci, memur, işçi gibi belirli bir uğraşınız varsa, mümkün olduğu kadar izin ya da tatil günlerinde oruç ve ibadete ağırlık verin.
- İş, okul vs. sizi mutlaka meşgul etse bile aralardaki “ölü zamanları” değerlendirin. Bunlardan kastımız, iş ve okula gidip gelirken, teneffüs, sıra bekleme gibi durumlardaki boş zamanlardır. Bu zamanları Kur’an, salavat, dua, istiğfar ve zikirle değerlendirin.
- Yanınızda sürekli küçük ebatlı bir Kur’an veya bir evrad kitabı taşıyın. Boş zamanlarda birkaç sayfa bile okusanız kârdır.
- Kur’an okumasını bilmeseniz bile, ezberinizde olan sureleri defalarca okumanız büyük sevaptır.
- Bu on gecede daha az uykuyla idare edin ve uykunuzu kaçıracak çay, kahve gibi içecekleri daha çok tüketin.
- On günün tümünde oruçlu olamadıysanız fırsat bulduğunuz gün Cuma’ya denk gelse bile yine oruç tutun. Çünkü, başka günlerde tutmaya imkanı olduğu halde Cuma günü tutmak mekruhtur. Öyle bile olsa, mekruh sevabından biraz eksilir demektir, yoksa hiç tutmayan zaten hiç sevap kazanmamış olur.
- Zaman kazanmak için bayramlık ve kurbanlık alış verişini önceden yapmaya çalışın
Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Mekke-i mükerremede Kurban Bayramı..
8/11/2009
MEKKE-İ MÜKERREME'DE KURBAN BAYRAMI
Halil Necatioğlu
Allah-u Taâlâ Hazretleri'nin, biz mümin kullarına armağan ettiği iki mübarek bayramdan biri iyd-ül-fıtr: Ramazan Bayramı, diğeri de iyd-ül-adhâ: Kurban Bayramıdır. Birincisi kamerî aylardan Ramazan bitince, Şevvalin başında, ikincisi ise hicrî takvimin son ayı olan Zilhicce'nin 10, 11, 12 ve 13. günlerindedir.
Hac yapacak Müslümanlar zilhiccenin 8'inde Mekke civarındaki Mina'ya gelir burada Peygamber Efendimiz'in sünneti üzere öğle, ikindi, akşam, yatsı ve ertesi arife gününün (Zilhicce'nin 9. gününün) sabah namazını kılar Arafat'a doğru: "Lebbeyk, allahümme lebbeyk..." "Emrettin, geliyorum, tekrar tekrar sana itaat ve icabetimi arz ediyorum yâ Rabb!.." diye diye, aşk ile, şevk ile, göz yaşlarıyla, haşyet ve huşu ile, edep ve hud ile seller gibi akar giderler.

Üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün, bu Kurban bayramının arefesi olan gündür. Yüce Mevlâ bu mukaddes günde nice nice asi ve'asim, müznib ve mücrim kulları lutf u keremiyle afv ü mağfiret buyurur, rahmetine erdirir, rıza-yı barisi yönüne döndürür, cehennemden azad eder, ehl-i cennet arasına dahil eyler. Bu ne büyük fevz ü felahtır, ne muazzam mükâfattır, ne muhteşem devlet ve saadettir! Rabbim cümlemize nasib eylesin!
Arefe günü akşam ezanından sonra ahali Arafat'tan Mekke tarafına doğru Müzdelife denilen mübarek mevkie gelirler, geceyi orada geçirir, bayram sabah namazını orada kılarlar, dua eder, vakfe yapar, sonra Mina'ya doğru akarlar. Varsa oradaki çadırlarına gelir, Cemre-i Akabe (Büyük şeytan taşlama) vazifesini yapar, kurban kesmesi gerekenler kurban keser, sonra saçlarını tıraş eder, ihram'dan kısmen çıkarlar, buna tahallül-i evvel: ilk serbest olma kademesi denir; bazı ihram yasakları üzerlerinden kalkmış olur. Bütün yasaklı işlerin serbestleşmesi ancak farz tavafından sonra olacaktır. Bunu hacıların çok iyi bilmesi ve bu konuda çok dikkatli olması lazımdır.
Mina'da ve Mekke-i Mükerreme'de bayram günleri diğer yerlerdekinden çok farklı, çok telaşlı ve çok izdihamlıdır; çünkü yüzbinlerce insan aynı vazife ve ibadetleri yapmak için aynı mekânlarda bulunmak zorundadırlar. Bir ana-baba günü; mahşer yeri misali acaib, ibretli bir alem... Dünyanın her yerinden, her cins ve tipten insan karşınızdadır; çok büyük bir imtihan yaşamaktasınızdır. Kibar olacaksınız, kimseyi ezmeyeceksiniz; ibadetlerinizi güzel yapacaksınız, şeytana uymayacaksınız, muazzam derecede sabırlı ve fedakar olacaksınız. Kalabalıktan sıyrılmasını, tehlikelerden uzak durmasını bileceksiniz, vazifelerinizi yaparken sakin ve emin zamanları kollayacaksınız; işinizi iyi görecek, hatâ yapmamaya gayret edecek, bol bol zikir yapacak, ibadet edecek, hayr işleyecek, Allah'ın sevgisini, rızasını, takdirini, cennetini, cemâlini kazanacaksınız. Zor, ama sonucu çok güzel!
Kötü iş yapmadan, günahlara bulaşmadan, çekişme ve çatışmaya, itişme ve kakışmaya, ceng ü cidale girişmeden; tatlı tatlı sözlerle, cömert cömert bağış ve ikramlarla, edepli edepli hareketlerle, takvâlı, huşulu ibadetlerle, kalbi rikkatli, gözü yaşlı, davranışları dikkatli, niyeti halis, arkadaşlığı salih şekilde yapılan bir haccın mükafatı mutlaka cennettir, şeksiz şüphesiz.
Hepinize böyle güzel, böyle mükemmel haclar, umreler temenni ederim.
Cenab-ı Hak, cümlemizin bayramlarını mübarek eylesin; nice nice seneler, nice nice bayramlara sağlık ve afiyetle, devlet ve saadetle cümlenizi erdirsin; sevdiklerinizle beraberce, "Iydiniz saîd, ömrünüz mezîd, her rûzunuz bir iyd olsun!" Erham-ür-rahimîn Mevlâmız hepimizi rahmetine mazhar kılsın; Habib-i edebi Muhammed-i Mustafâ'sına --sallallàhu aleyhi ve âlihi ve sahbihi ve men tebiahû bi-ihsânin ecmaîn-- Firdevs-i A'lâ'sında komşu eyleyip rıdvân-ı ekberine nâil buyursun; çünkü asıl ve hakiki bayram odur.
İslâm, Mayıs 1996
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Kurban İle Alakalı Sorular
8/11/2009
İki Kişinin Kestiği Kurbana Üçüncü Kişi Girebilir mi?
Ortak olarak kurban edilebilen hayvanlar tek veya çift sayıda ortak tarafından kurban edilebilirler. Buna göre iki ailenin ortak kestiği bir hayvana mutlaka üçüncü bir kişinin ortak olması gerekmez.
Kurbanın Kesilmesi
Hayvanlar ehil kişiler tarafından kesilmeli ve kesim işlemi süratli bir şekilde yerine getirilmelidir. Ayrıca, çevre temizliği ve ekolojik dengenin korunması için gerekli tedbirler alınmalıdır. Kurban kesimi esnasında, psikolojik açıdan etkilenmemesi için çocukların kesim mahallinden uzak tutulmalarına dikkat edilmelidir. Aynı şekilde, hayvanların diğerinin kesimini görecek şekilde yan yana bulundurulmamalarına özen gösterilmelidir.
Dinimize göre kurbanlık hayvanlar şöyle kesilmelidir:
* Hayvan eziyet edilmeden kesilecek yere getirilir.
* Eziyet edilmeden kıbleye karşı sol yanı üzerine yatırılır.
* Oradakiler tarafından seslice üç defa tekbir getirilir.
* Bundan sonra kurban duası olarak bilinen En'am süresinin 162-163. ayetleri okunur.
* Dua bittikten sonra "Bismillahi Allahu Ekber" denilerek kurbanın boğazı kesilir.
* Koyun, keçi ve sığır; boğazları ile çeneleri arasından kesilir. Usulüne göre bir kesim yapmış olmak için hayvanın yemek ve nefes borularıyla, iki atardamarından en az birinin kesilmesi gerekir. Bu şekilde yapılan bir kesim sırasında, bıçağın omur iliğe ulaşması ya da ulaşmama fark etmez. Kanın da açılan bir çukura akması beklenir. Kesilen hayvan deve ise, boynunun alt kısmı ile göğsü arasından kesilir. Kesim işinde keskin bıçak kullanılmalı ve hayvana eziyet edilmemelidir.
* Kurbanı elinden geliyorsa sahibi kesmeli, değilse uygun gördüğü bir müslümana kestirmeli, kendisi de başında bulunmalıdır. Kesen kişinin mutlaka besmele çekmesi gerekir.
* Hayvan hareketsiz hale gelince usulüne göre yüzülür ve parçalanır.
* Kurban sahibinin, kurbanın kesilmesinden sonra iki rekât namaz kılarak hacetlerini Allah'dan istemesi Peygamber efendimiz tarafından tavsiye edilmiştir.
"Her kim kurbanını kestiğinde, kestiği bıçağı elinden bıraktıktan sonra iki rekât namaz kılar ve Allah'a dua ederse Allah o kimseye istediği, şeyi verir."(Buhari)
Kurban Ailede Kimin Adına Kesilir?
Hanefi âlimlerinin görüşlerine göre, aile içinde, şahsı adına kimin serveti varsa kurban onun adına kesilir. Aile içinde her zengin şahıs, kendi adına kurbanını kesmekle mükellef olur. Ailede kendi adına serveti bulunmayanların ise hiçbirine kurban gerekmez. Yani zengin olmayan aile fertleri kurbanla mükellef olmazlar...
Diyelim ki servet, aile reisinin şahsına aittir. Öyle ise kurban borçlusu da servetin sahibi olan aile reisidir. Aile içinde serveti olmayan ötekilerin kendi adlarına kurban kesme mecburiyetleri söz konusu olmaz.
Bu sebeple de serveti olmayan aile fertlerinin kurbanı kendi adlarına kestirmek istemelerine gerek olmaz. Çünkü böyle bir mükellefiyetleri söz konusu değildir. Bilindiği üzere borç kimin ise ödeme mecburiyeti de ona aittir. Borcu olmayanın ödeme mecburiyeti de olmaz. Hanefi mezhebinin gereği budur. (3)
Kaynak: 3) Kurban Ailede Kimin Adına Kesilir, Ahmed Şahin
İki ayrı maaş alan eşlerin ayrı kurban kesmeleri gerekir mi?
Karı koca ikisi de memur olsa, ikisi de maaş alsa veya ikisi de ticaret yapsa, kazançları ayrı değilse, kadının parası kocasının, erkeğin parası karısının sayılıyorsa, yani hepsi aynı kazanın içine giriyorsa, bunların ikisinin ayrı kurban kesmeleri gerekmez, ikisi için bir kurban kifâyet eder. Fakat zenginlikleri ayrı ise, yani kadın kendi parasının sahibi ise veya kadının kendi malı olan ve mikdarı 85 (seksen beş) gramı geçen altını bulunmakta ise yahut bayram günlerindeki rayiç üzerinden 85 gram altına tekabül eden parası varsa, bu durumda onun da kurban kesmesi gerekir. Kurban kesmek için, zekâtta olduğu gibi sahip olduğu zenginliğin üzerinden bir sene geçmesi gerekmez. Kurban bayramı günlerinde zengin olan kimse kurban keser. (2)
Kaynak: 2) Kurban Hakkında Akla Gelen Her Soruya Cevap, Prof.Dr.Raşit Küçük, Haber 7
Bazı kimseler hemen her yı1 kurban bayramında bu soruyu sorarlar: Hayvanı kesmeden canlı olarak veya bedelini yoksullara vermekle kurban kesilmiş olur mu? Kurbanın rüknü, kurban edilmesi câiz olan hayvanlardan birini kesmek olduğundan, hayvanı kesmeden canlı olarak veya bedelini yoksula vermekle kurban ibadeti yerine getirilmiş olmaz, bu ancak sadaka olur.
Yalnız kurban kendisine vacip olan kimse satın aldığı kurbanı her hangi bir sebeble kurban günlerinde kesmez veya hiç kurban satın almaz ise kurban günleri geçtikten sonra, bu kimse kurbanlık hayvanının kıymetini fakirlere sadaka olarak verir. Satın alıp kesmediği kurbanını ise canlı olarak fakire verir. Kurban günleri geçtikten sonra daha önce satın alınmış kurbanlık artık kesilmez.
Kurbanı kesebiliyorsa kendisi keser. Çünkü bu bir ibadettir. Onu, kişinin kendisinin yapması, başkasına vekâlet vermesinden daha faziletli ve sevaptır. Peygamberimiz vedâ haccında yüz deve kurban etmiş, bunların altmış üç tanesini bizzat kendileri kesmiş, kalanlarını da Hz. Ali'ye vekâlet vererek kestirmiştir.(16) Şayet kendisi kesemiyorsa o takdirde ehil olan birisine vekâlet vermek suretiyle kestirir ve kendisi de orada hazır bulunur. Peygamberimiz kızı Hz. Fâtıma'ya :
"Kurbanın kesilirken orada hazır bulun. Zira işlemiş olduğun her günah, kurbanın kanından ilk damlası yere düştüğünde, bağışlanır" (17) buyurmuştur.
Az önce de söylediğimiz gibi, kesebiliyorsa kendisi, kesemiyorsa ehil olan birisine kestirmelidir. Hayvan kesmede ehil olmayan yani bunu beceremeyen kimseler, hayvana eziyet ederler ki, bu haramdır, günahtır. Bir ibadet yapılırken günah işlenmez.
Hemen her yıl kurban bayramı günlerinde televizyon ekranlarına yansıyan görüntüler, seyredenlere büyük rahatsızlık vermektedir. Bu görüntülerin ortadan kalkması, kurbanların ehil olan kimseler tarafından kesilmesine bağlıdır. Ehil kimse bulamayanlar kurbanlarını mezbahalarda kestirmelidirler.
Yurtdışında bulunanlardan kurbanlarını memleketlerinde kestirmek isteyenler, bir tanıdıklarına vekâlet vermek suretiyle kurbanlarını kestirebilirler. Böyle yaptıkları takdirde hem kurbanları kesilmiş, hem de daha iyi değerlendirilmiş olur.
Kaynak:
1) Diyanet Aylık Dergisi 2000 Mart'dan yararlanılmıştır
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı






